Venüs Mars Sohbetleri

Güncelleme tarihi: 7 Ara 2021

Hadi gelin bizlere yapıştırılan pembe görevleri kenara bırakalım ve artık konuşmaya, bir şeyleri değiştirmeye başlayalım. Bebeklikten itibaren, cinsiyetlere, bilinçli veya bilinçsiz sunulan görev tanımlarını, sıfatları, baskıları bir inceleyiverelim. Öyle katman katman, öyle çok haksızlık ki köşeye sıkışmış hissediyor insan.


Diyelim ki oluştunuz anne rahminde, misal öğrendi ana-babanız size atanan cinsiyeti ve aldırdı siz, sırf kız doğacaksınız diye.


Hadi bu turu geçtiniz, belki sağlıklısınız diye çok sevindi ebeveynleriniz, belki kız bebek diye bir burukluk içlerinde, nihayetinde güvenli kollardasınız. Oda pembe, kıyafetler pembe, oyuncaklar pembe... Öyle bir dünya ki hayalleriniz hariç her şey pembe olabilir. Minik ütüler, minik tencereler, minik viledalar, minik bebekler, yani diyorlar ki: senin küçük hayatının minyatürü bu, büyüdüğünde senden beklentimiz çocuk bakımı, temizlik ve yemek... Aaa hanım kıza yakışır mı? Dur oran gözüküyor? Kız dediğin uslu olur!


Peki karşı pencerede neler oluyor? Masmavi bir kurulum... Arabalar, bisikletler, tamirci setleri, yarışlar... Soy devamı gurur madalyasıyla pohpohlanan, koş oğlumlar, göster oğlumlar, yaparsın oğlumlar... Erkek adam süpürgeyle, mutfakla oynamazlar.


Kız, duvarlara tırmanınca, "ay bu kız da erkek gibi" deyip böbürlenmeler.. Erkek, bebeklerle oynadığında, hemen bir erkek karakter bulma çabası, çünkü kız gibi kız bebek oynatırsa, aman aman, Allah korusun.


Çocukların cinsiyete belli anlam yüklemeleri öncelikle ailede başlıyor pek tabii ama ya sonrası? Çizgi filmlerde hiç kahraman olmayan ve hep kurtarılmayı bekleyen mağdur/kurban rolündeki dişi rollerin hiç mi etkisi yok? Ekip işlerinde bile ayıp olmasın diye 1 karakter dişil birey. Çünkü, her erkek kahraman olabilir ama dişilerde bu oran 5'e 1'dir (En azından çizgi filmlerde öyle). Bir de sadece gözlüklü, "nerd" hatta çirkin karakterlere güçlü özellikler tanımlanması da ayrı bir yara. Güzellik algısını şişiren daha sonrada "body shaming"lere zemin hazırlayan çocuk dizileri, dizilerimiz.


Sadece diziler mi? Tabii ki hayır! Kitaplarda da aynı sorunlar mevcut. Aslında cinsiyet kavramı üzerinde uzun uzun okuyup, bol bol dinledikçe bütün o dinlediğimiz masallar nasıl da çağ dışı, nasıl da kötü örnek hepimize. Uyanmak için hep bir prense ihtiyaç duyan sıfır beden prensesler, birilerini kurtarmak için saçını, bedenini feda eden kadınlar, 12'den sonra eve girerse balkabağına dönecek olanlar...


Tam bu noktada, bu yazının da başlangıç noktası olan Odea Bank'ın Eşit Masallar projesinden bahsetmek istiyorum. Çünkü bu yazı okuma odasına ait ve çocuklarınıza okuyabileceğiniz mevcut güzel kitaplardan, hem de sekiz farklı ödüllü. Can Yayınları işbirliğiyle ve psikolog Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk'un danışmanlığında klasik beş masal, eşitlikçi bir dille yeniden yorumlandı. Buradan dilediğiniz masalı dinleyebilir, indirip tablet üzerinden illüstrasyonlarla illüstrasyonlarına soyarak, okuyabilirsiniz de. İlk çıktığı zamanlarda ücretsiz olarak banka şubelerinden kitap setini temin edebiliyordunuz, son durum hakkında maalesef bir fikrim yok.


Peki ya masallardan sonra ne oldu?


Erkek çocuk tüm gücüyle sokakta oynadı, erkekliğini iyice güç sembolü bildi. Ağlayanları zayıf seçildi. Kız çocuk serpildi, ezandan önce eve gönderildi. Erkeklerin onayları dışı her hareketi "geç olgunlaşıyorlar" denilerek, legalize edildi.


Kız, kirlendi (!), tokat yedi. Hijyenik pedler gazete kağıtlarına sarıldı, kara torbalara boğuldu.

Erkek, sünnet oldu, oyuncaklar, alındı, göbekler atıldı, herkese ç*künü gösterebildi.


Ergenlik yıllarında başlayan gönül yanmaları veya gönül yanılgıları, zincirleme korku tamlamalarıyla başlamadan gömülüverdi bir yerlere. Çünkü, erkekler kullanıp atarlardı kenara. Kirlenmiş kızları kimse almazdı. Aman "kadınlar günü"nü kutlama, "elalem ne der"di?


Bu el alemin tek derdi biz kadınların iki bacağının arası ama kimse bu kişilere sapık demiyor, ne işin var senin başkasının vulvasıyla, rahmiyle, bacaklarıyla diye.


Bazı yerlerde kız satıldı kendinden yaşça büyük birine, şanslıysa okumayı öğrendi. Daha şanslıysa liseyi bitirdi. Daha da şanslıysa, meslek seçti kendine. Aslında, bazılarına hür iradesi dışında "kız kısmına yakışır meslekler" arasından seçtirildi. Sonuçta, evde bakması gereken kocasına, çocuğuna uygun, ev işleriyle paralel olmalıydı bu meslek.


Bitiyor mu bitmiyor tabi ki... Okuldan mezun oluyorsunuz, evleneceksiniz, çocuğunuz olacak diye işe kabullerde ikinci plana atılıyorsunuz. Hatta bilmem kaç sene çocuk yapmayacağınıza dair sözleşmenize ekletilmek isteniyor, bunu reddettiğiniz için anormalleştiriliyorsunuz. İstediğiniz işi ararken "Hmm koca parası tatlı zaten"ler, "Ay ben evde sıkılırım, sen nasıl duruyorsun"lar havada uçuşuyor.


İşe girdiniz, "kadındır, yapamaz"lar silsilesi. Erkek yöneticilerin, "erkek" şakalarına dahil olamayacağınız için, sürekli bir "öteki" oluşunuz. Çünkü bel altı, her cinsiyetçi şaka çok eğlencelidir ve bunlara gülecek üstün zeka sadece erkeklerde mevcuttur (!). Erkekler size bağırır ama bağıran kadın olmak hoş karşılanmaz. Erkeklerin terfisi hep daha hızlı gelir nedense. Kadınlar ise, az maaşla, daha çok efor verdikleri için tercih edilen.


Sosyal hayatta, araba kullanırken hep kanıtlamak zorundasınız kendinizi. Hep "ya işte kadın şoför" diyecekler ensenizde. Bu cümleyi duyacağıma o kadar eminim ki, araba kullanma isteğim çürüdü kuytularda. Sadece bu mu neden? Cinsiyetim nedeniyle benim aracımı sıkıştırıp, tatmin olacak yüzlerce erkek var dışarıda. Önümden gidip, dikiz aynasından taciz edecek.. Yaşadım, yaşadıklarımı anlatıyorum.


Kadın kadına şarap içtiğimizde, meze olabileceğimize inanlar var, hatta bazıları kahve içsek dahi düşünüyor, bazılarıysa nefes almamıza talip. Giydiğimiz etek, saçımızın rengi, kısalığı, uzunluğu... Kimi neden tahrik ettiysek onu normalleştiriyorlar ediyorlar artık medyada.


İçinde mutlu olduğunuz bir kıyafette sizi gözüyle, sözüyle taciz edenlere lütfen şöyle bağırın:


"SANA NE!"

"DÖN ÖNÜNE"

"BEDEN BENİM İSTEDİĞİMİ GİYERİM, SEN SAYGI DUYMAYI ÖĞRENECEKSİN"


Biz sustukça devam edecekler. Biz "ama"lar ürettikçe onlar daha da cesaretlenecekler.


"Baş"ınızı bağlarken, kimsenin dokunmadığını tasdikleyen kırmızı kurdelayı konduruyorlar belinize. Anlı, şanlı gelin oluveriyorsunuz sonra. Bütün mahalle tek yürek olup, belinize bakıyor sanıyorsunuz. Kimse farkında değil mi, gösterdiğiniz namus değil, evladınızın iki bacağının arası.


Gerdek gecesi sonrası da, çarşaf kırmızılığı kontrol timi...


Evlendikten sonra, yeni gelin eviniz, çocukluk oyuncaklarınızın aynılarının hormonlu hali ve hiç eğlenceli değiller. Bunlar görev olarak tanımlandığından ayrı bir beklenti ve mecburiyetle paket kapsamında geliyor ve hiç bitmiyorlar. 2016'dan beri işsizim ve evin işinin değil bittiği, azaldığı tek bir gün görmedim. Hele ki çocuktan sonra...


E evlendik, evlendikten sonra ne yapılır? ÇOCUK! Öncesinde yapmak, yapmaya yönelik faaliyette bulunmak yasak günah. Bekaret de bakirlikle eşit değil... Neyse, herkeste tek soru "Çocuk ne zaman?" Bu sorunun üstüne dilime gelen yegane cevap, "Yani siz ne zaman korunmasız sevişeceğimizi mi öğrenmek istiyorsunuz?"


Sağlıklı bir kadınsanız, evlendikten sonra çocuk yapmalısınız. Çünkü bu kurulumda gelen bir şey, aksini isteyen de ne bileyim, ay yazık kesin çocuğu olmuyordur (!). Sakın ciddiye almayın bu son cümleleri! Sakın herhangi bir bireyin çocuk kararını irdelemeyin. Keşke hepimiz ne isteyip, ne istemediğimizi bağımsız bir şekilde sorabilsek kendimize.


Anne olduktan sonra da sadece şükretme moduna geçmeniz bekleniyor. Lohusa depresyonu mu? En iyi ilaç şükretme.. Bütün uykusuzluğun, yorgunluğun yegane dermanı şükretme.. (Kısmen katılsam da, benim ilacım Ada'nın elleri oldu).


Bence biz kadınların genel sorunu bize yapılanı başkasına yaparak zinciri kıramıyoruz. Var farkına işte! Sen klişe cümleleri kurma! Emzirmediği için o kadının dedikodusunu yapma. "Ay kucağa alışır bu, inmez sonra" deme. Çalışanı "evladına yazık", çalışmayanı "ay olmaz öyle evde" anaforuna sokup da boğma. Hiç tanımadığın kadınlara, çocuk bakımı hakkında öğüt verme. Toplum içinde bebeğini besleyen/emziren kadını sözlü veya gözle taciz etme. Zaten yetersizlik hissinin arşa vardığı bir dönemken annelik, eleştirilere, talep dışı yardımlara çok da gerek yok sanırım. Peki ya babalar? Babalara toplum tarafından herhangi bir "Baba dediğin böyle olur" şartı var mı?


...


Ve son olarak, sadece kadın olduğunuz için direnemeyeceğiniz düşünülerek katledildiniz, eril güç tarafından. Sadece 2021 senesinde 358 kere öldürüldük... Her birinizin adı bu anıtsayaç'ta.


Önce birey olarak eş görmek gerek kendini diğerine. Sadece kadın erkek değil, bütün sıfatlar birbiriyle eş, hangi meslekten, hangi memleketten de olursa olsun. Bir çocuk yetiştiriyorsanız, lütfen ona, eğer isterse her şeyi başarabileceğini ve onu koşulsuz seveceğinizi söyleyin. Evinize eşitliği getirin ki çocuklarla çoğalsın güzellikler tüm Dünya'ya.


NOT 1: Sevgiyle önereceğim bir podcast var Sekspozitif Ebeveynlik, kısacık ve tek ihtiyacınız kulaklık. Sevgili Rayka Kumru'nun keyifle dinlediğim eseri :) Sitesine ve podcast'e buradan ulaşabilirsiniz.


NOT 2: LGBTI+ bireyler vardır! Fobi ve ayrımcılıklara inat bütün yönelimlere eşitlik ve özgürlük 🙏🏻💪🏻


NOT 3: #istanbulsozlesmesiyasatir

11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

KOKOLOJİ 101