Bozcaada, Her Zaman

Güncelleme tarihi: 15 Eki 2020

Beşinci odadan herkese selamlar! Bu odayı korona günlerinde icat ettim. Instagram'a baktığımda arkadaşlarım arasında sadece benim ihtiyacım olduğunu düşünsem de, yine de benim gibi olanlara amme hizmeti: Işınlanma Odası!


Hadi biraz dertleşelim, bu yaz tatile gidemeyenlerle, denize ayak sokamayanlarla... Sizin de çevrenizde "Ya herkes dışarda, hep cahillik, tüüü", "Biter mi böyle bu virüs, hüüü" diyerek dolaşıp, sonrasında sahillerde ayak resmi koyanlar var mı? Açıkçası yazlığı olanları bu gruptan ayrı tutuyorum. Sonuçta benim de yazlığım olsa, ben de giderdim. Lakin beachlerde, kalabalık sofralarda felekte çala çala gün bırakmayan kesme de teessüflerimi iletiyorum. En azından fotoğraf paylaşmayın! Bakın canlarım, hem tatile gidemiyorum, hem emziriyorum diye hala midye, alkol, kokoreç tüketmiyorum, gelmeyin benim üstüme kurban olayım. Neyse,  konu amacından saptı. İyisi mi biz odamıza dönelim. 

İster inanın, ister inanmayın, eğer ışınlanma hakkım olsa, gideceğim ilk yer Bozcaada olurdu. Nasıl ruhun eşi varsa, ruhun ait olduğu bir yer de var bence ve benimki buraya ait. 2011'den beri yılda en az bir kez ziyaret ettim, 2018 (hamileydim) ve bu sene (pandemi) hariç. Her gidişimde yeniden doğdum, iyileştim; kötü anıları denize dökerek vardım hep karaya. Mevsim ne olursa olsun, denizine girdim. Rüzgarıyla sarmaş dolaş sokaklarında gezdim.

Bozcaada bu kadar popüler değildi ilk gittiğim zamanlar. Sessizdi, sakindi. Meyhanelerin orası kalabalık olurdu, onun dışında ben hiç izdiham görmedim ilk ziyaretlerimde. Sonra, film çekimlerinin vazgeçilmezi oldu, ünlendikçe ünlendi. Pansiyonların fiyatları, otellerle yarışır oldu. Ada'nın yüzü değişti, fotoğraf çektirenlerden sokaklarında yürünemez hale geldi. 2017'de kapıda fotoğraf çektirenlerden yarım saat odamıza giremediğimizi bilirim. 

Ben değiştim, Bozcaada da değişti... Bu değişim belki ona iyi gelmiştir, ben gittiğimde eski Bozcaada'yı yaşamaya devam ediyorum ve size de onu anlatacağım.

Feribottan indiniz, bavulları bıraktınız. Ada'ya hoşgeldim demek için kaleyle denizin arasında, iskelenin hemen solunda, Rıhtım Cafe'ye vardınız. Kekikli tostla, kahvenizi söylediniz. Kahve bir geldi ki, sigarası, likörü, suyu yanında. Turkuaz denize baka baka, içtiniz bir güzel. Denizin içindeki taşlara kurulmuş deniz kestanelerine, yengeçlere selam çaktıktan sonra, doğru odaya gittiniz hazırlanmaya, oradan da doğru plaja. Açılışı ben hep Ayazma'da yaparım. Vahit'in mezeleri, midyesi şahanedir. Eğer canım ızgara ahtapot çektiyse, gideceğim yer Koreli'dir. 

Deniz sonrası, 5 çayı için Çiçek Pastahanesi'ne varırım. Karışık kurabiye tabağı ve çay, ay ay ay :)

Akşam, meyhanelerden birinde yemek, sonra ya Polente, ya Fuska, ya da tekrar Rıhtım... Bana hep güzel hissettirdi; üzümü, şarabı, yemekleri, insanı...  Talay'ın Karasakız Rozesi, Çamlıbağ'ın şarap likörü, çay bardağında içtiğim rakı, adaçayı, rüzgar gülleri, güneşin batışı, rengarenk reçeller, enfes kahvaltılar...


Şimdi gözlerimi kapıyorum. 1-2-3! Boink! Rıhtım'da elimde küçük defterim, ufak kızım hakkında, mutlu bir şiir yazıyorum. Gecenin karanlığında sallanıyor süs ışıkları, rüzgar sert esiyor, sarılıyoruz Ada'yla.


BAÇO Turizm'in saygıdeğer yolcuları, bir sonraki seyahatinizde bizi tercih etmeyi unutmayın!

Sevgiler...


PS: Sevgili eşim bu bir "tatil istiyorum" yazısı değildir <3

6 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

29 Ekim 1923